Publication: Association of childhood emotional maltreatment with depression and anxiety: serail mediating roles of distress intolerance and repetitive negative thinking
Program
Clinical Psychology
KU-Authors
KU Authors
Co-Authors
Editor & Affiliation
Compiler & Affiliation
Translator
Other Contributor
Author
Advisor
YÖK Thesis ID
929136
Date on the IR
Date
Language
Type
Embargo Status
No
Journal Title
Journal ISSN
Volume Title
Alternative Title
Çocukluk çağı duygusal kötü muamelesinin depresyon ve kaygı ile ilişkisi: sıkıntıya toleranssızlık ve tekrarlayan olumsuz düşünmenin seri aracılık rolleri.
Abstract
Childhood emotional maltreatment (CEM) is characterized by recurring destructive interactions (i.e., emotional abuse and emotional neglect) between a child and their caregiver(s), which become habitual and ingrained within the relational context. CEM had been consistently demonstrated to be strongly linked to the development of depressive and anxiety disorders. On the other hand, distress tolerance is defined as one's capacity to endure and tolerate negative experiential and emotional states, and it is conceptualized as one's propensity for aversive reactivity. Lack of distress tolerance, or distress intolerance, is associated with maladaptive emotion regulation and coping strategies, such as repetitive negative thinking (RNT). RNT is characterized by a cognitive tendency to recurrently engage in negative thinking. This style is distinguished by its repetitive, intrusive nature, and difficulty in disengagement. While RNT may create a false sense of control over distressing emotions and situations, it ultimately sustains a cycle of negative affect and maladaptive coping. Although several studies have shown that CEM is associated with distress intolerance, there is a need in the literature for a transdiagnostic investigation of whether CEM is associated with depression and anxiety through distress intolerance and RNT, respectively. Therefore, the current study aims to investigate a multiple serial mediation model by proposing that the relationship between CEM and both depression and anxiety is serially mediated by distress intolerance and RNT. A further objective of the current study is to explore an alternative multiple serial mediation model, wherein the relationship between CEM and empathy is serially mediated by distress intolerance, RNT, and both depression and anxiety. Within this exploratory framework, it was hypothesized, based on existing literature, that only distress intolerance serves as a mediator between CEM and empathy. A total of 548 participants (86.9% women), aged 18 to 66 (M = 32.8, SD = 9.1), completed scales measuring CEM, distress intolerance, RNT, empathy, depression, and anxiety. The findings revealed that distress intolerance and RNT serially and significantly mediated the relationship between CEM and both depression and anxiety. Furthermore, although distress intolerance functioned as a mediator in the association between CEM and empathy, the exploratory analysis showed that distress intolerance, RNT, and depression or anxiety did not serially mediate this association. Importantly, the results have implications for transdiagnostic models and treatments of emotional disorders emphasizing aversive reactivity to negative emotions and maladaptive emotion regulation and avoidant coping strategies.
Çocukluk dönemindeki duygusal kötü muamele (ÇDDKM), çocuk ile bakıcısı ya da bakıcıları arasındaki tekrarlayan yıkıcı etkileşimler (duygusal istismar ve duygusal ihmal) ile karakterize edilir ve bu etkileşimler alışılmış hale gelir ve ilişkisel bağlamda kökleşir. ÇDDKM'nin depresif ve kaygı bozukluklarının oluşumuyla güçlü bir şekilde bağlantılı olduğu tutarlı bir şekilde ortaya konmuştur. Öte yandan, sıkıntıya tolerans, kişinin olumsuz deneyimsel ve duygusal durumlara dayanma ve tahammül etme kapasitesi olarak tanımlanır ve kişinin olumsuz reaktiviteye olan bir eğilimi olarak kavramsallaştırılmaktadır. Sıkıntıya tolerans eksikliği veya sıkıntıya toleranssızlık, tekrarlayıcı olumsuz düşünme (TOD) gibi uyumsuz duygu düzenleme ve başa çıkma stratejileri ile ilişkilidir. TOD, tekrarlayan bir şekilde olumsuz düşünmeye yönelik bilişsel bir eğilim ile karakterize edilmektedir. Bu düşünme tarzı, tekrarlayıcı, müdahaleci ve engellenmesi zor olmasıyla öne çıkar. TOD sıkıntı verici duygular ve durumlar üzerinde sahte bir kontrol hissi yaratabilirken, sonuçta olumsuz duygulanım ve uyumsuz başa çıkma döngüsünü sürdürür. Çeşitli çalışmalar ÇDDKM'nin sıkıntıya toleranssızlık ile ilişkili olduğunu göstermiş olsa da, literatürde ÇDDKM'nin sıkıntıya toleranssızlık ve TOD yoluyla depresyon ve kaygı ile ilişkili olup olmadığına dair tanılar üstü bir araştırmaya ihtiyaç vardır. Bu nedenle, mevcut çalışma, ÇDDKM ile hem depresyon hem de kaygı arasındaki ilişkiye, sıkıntıya toleranssızlık ve TOD'un seri olarak aracılık ettiğini öne sürerek çoklu seri aracılık modelini araştırmayı amaçlamaktadır. Mevcut çalışmanın bir diğer amacı da, ÇDDKM ile empati arasındaki ilişkiye sıkıntıya toleranssızlık, TOD ve hem depresyon hem de kaygının seri olarak aracılık ettiği alternatif bir çoklu seri aracılık modelini keşfetmektir. Bu keşifsel çerçevede, mevcut literatüre dayanarak, sadece sıkıntıya toleranssızlığın ÇDDKM ve empati arasında bir aracı olarak hizmet ettiği hipotez olarak öne sürülmüştür. Yaşları 18 ila 66 arasında değişen toplam 548 katılımcı (%86.9 kadın) ÇDDKM, sıkıntıya toleranssızlık, TOD, empati, depresyon ve kaygıyı ölçen ölçekleri doldurmuştur. Bulgular, sıkıntıya toleranssızlık ve TOD'un ÇDDKM ile hem depresyon hem de kaygı arasındaki ilişkiye seri ve anlamlı bir şekilde aracılık ettiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, sıkıntıya toleranssızlık ÇDDKM ve empati arasındaki ilişkide bir aracı olarak işlev görürken, keşif analizi sıkıntıya toleranssızlık, TOD ve depresyon veya kaygının bu ilişkiye seri olarak aracılık etmediğini göstermiştir. Önemli olarak, sonuçlarımız çocuklukta duygusal olarak kötü muamele gören bireylerin yetişkinlikte sıkıntıya karşı tahammülsüzlük geliştirebileceğini ve daha sonra yüksek depresyon ve kaygı düzeyleriyle ilişkili olan tekrarlayıcı ve müdahaleci olumsuz düşüncelere girebileceğini göstermiştir. Önemli olarak, sonuçlarımız olumsuz duygulara karşı olumsuz reaktiviteyi ve uyumsuz duygu düzenleme ve kaçınmacı başa çıkma stratejilerini hedef alan duygusal bozuklukların tanılar üstü modelleri ve tedavileri için anlam taşımaktadır.
Çocukluk dönemindeki duygusal kötü muamele (ÇDDKM), çocuk ile bakıcısı ya da bakıcıları arasındaki tekrarlayan yıkıcı etkileşimler (duygusal istismar ve duygusal ihmal) ile karakterize edilir ve bu etkileşimler alışılmış hale gelir ve ilişkisel bağlamda kökleşir. ÇDDKM'nin depresif ve kaygı bozukluklarının oluşumuyla güçlü bir şekilde bağlantılı olduğu tutarlı bir şekilde ortaya konmuştur. Öte yandan, sıkıntıya tolerans, kişinin olumsuz deneyimsel ve duygusal durumlara dayanma ve tahammül etme kapasitesi olarak tanımlanır ve kişinin olumsuz reaktiviteye olan bir eğilimi olarak kavramsallaştırılmaktadır. Sıkıntıya tolerans eksikliği veya sıkıntıya toleranssızlık, tekrarlayıcı olumsuz düşünme (TOD) gibi uyumsuz duygu düzenleme ve başa çıkma stratejileri ile ilişkilidir. TOD, tekrarlayan bir şekilde olumsuz düşünmeye yönelik bilişsel bir eğilim ile karakterize edilmektedir. Bu düşünme tarzı, tekrarlayıcı, müdahaleci ve engellenmesi zor olmasıyla öne çıkar. TOD sıkıntı verici duygular ve durumlar üzerinde sahte bir kontrol hissi yaratabilirken, sonuçta olumsuz duygulanım ve uyumsuz başa çıkma döngüsünü sürdürür. Çeşitli çalışmalar ÇDDKM'nin sıkıntıya toleranssızlık ile ilişkili olduğunu göstermiş olsa da, literatürde ÇDDKM'nin sıkıntıya toleranssızlık ve TOD yoluyla depresyon ve kaygı ile ilişkili olup olmadığına dair tanılar üstü bir araştırmaya ihtiyaç vardır. Bu nedenle, mevcut çalışma, ÇDDKM ile hem depresyon hem de kaygı arasındaki ilişkiye, sıkıntıya toleranssızlık ve TOD'un seri olarak aracılık ettiğini öne sürerek çoklu seri aracılık modelini araştırmayı amaçlamaktadır. Mevcut çalışmanın bir diğer amacı da, ÇDDKM ile empati arasındaki ilişkiye sıkıntıya toleranssızlık, TOD ve hem depresyon hem de kaygının seri olarak aracılık ettiği alternatif bir çoklu seri aracılık modelini keşfetmektir. Bu keşifsel çerçevede, mevcut literatüre dayanarak, sadece sıkıntıya toleranssızlığın ÇDDKM ve empati arasında bir aracı olarak hizmet ettiği hipotez olarak öne sürülmüştür. Yaşları 18 ila 66 arasında değişen toplam 548 katılımcı (%86.9 kadın) ÇDDKM, sıkıntıya toleranssızlık, TOD, empati, depresyon ve kaygıyı ölçen ölçekleri doldurmuştur. Bulgular, sıkıntıya toleranssızlık ve TOD'un ÇDDKM ile hem depresyon hem de kaygı arasındaki ilişkiye seri ve anlamlı bir şekilde aracılık ettiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, sıkıntıya toleranssızlık ÇDDKM ve empati arasındaki ilişkide bir aracı olarak işlev görürken, keşif analizi sıkıntıya toleranssızlık, TOD ve depresyon veya kaygının bu ilişkiye seri olarak aracılık etmediğini göstermiştir. Önemli olarak, sonuçlarımız çocuklukta duygusal olarak kötü muamele gören bireylerin yetişkinlikte sıkıntıya karşı tahammülsüzlük geliştirebileceğini ve daha sonra yüksek depresyon ve kaygı düzeyleriyle ilişkili olan tekrarlayıcı ve müdahaleci olumsuz düşüncelere girebileceğini göstermiştir. Önemli olarak, sonuçlarımız olumsuz duygulara karşı olumsuz reaktiviteyi ve uyumsuz duygu düzenleme ve kaçınmacı başa çıkma stratejilerini hedef alan duygusal bozuklukların tanılar üstü modelleri ve tedavileri için anlam taşımaktadır.
Source
Publisher
Koç University
Subject
Parent and child, Child development, Child psychology, Child psychotherapy, Clinical psychology, Child psychiatry
Citation
Has Part
Source
Book Series Title
Edition
DOI
item.page.datauri
Link
Rights
restrictedAccess
Copyrights Note
© All Rights Reserved. Accessible to Koç University Affiliated Users Only!
